Ey insan! Tanı kendini! – Ahmet Sandal

“İnsanın minimum tanımış olduğu kendisidir” desem, galiba yanlış bir laf söylemiş olmam.

Adam feza ile ilgili malumat sahibi. Uzaydaki gezegenleri, yıldızları, güneş sistemini, bu sistemdeki gezegenleri ayrı ayrı biliyor. Hatta uzayda güneş sisteminden ötedeki öteki gezegenleri de biliyor. Ancak kendisini bilmiyor.

Adam, Güneş sistemindeki gezegenleri, “Merkür, Venüs, Dünya, Mars, Jupiter, Satürn, Üranüs, Neptün ve Plüton” diye sayar. “İç gezegenler ve dış gezegenler” diye ayırır ve “büyük ve küçük” diye sınıflandırır ve “uyduları olan gezegenler, uyduları olmayan gezegenler” diye ilaveten tasnif eder, büyüklüklerini ve uzaklıklarını ezbere bilir de kendisini tanımaz.

Hazreti Mevlana der ki; “Gayret atını yıldızlara sürdün de, Kendisine meleklerin secde etmiş olduğu Âdem Peygamber’i bilmedin. Oldu mu şimdi!” Âdem denildiğinde de uzağa gitme. Âdem sensin sen ey İnsanoğlu!

Ey İnsan!

Sen her şeyi araştırdın, her şeyi bilmeye ve öğrenmeye çalıştın da, en yakınındaki seni, hatta yakınlık dahi mevzubahis olmayacak kendini tanımaya çalışmadın.

Derler ya “garip fakat gerçek.” Ya da “acı fakat gerçek.” “İlginç fakat gerçek”. Ne sayarsanız sayın, hangisini söylerseniz söyleyin, insanoğlunun kendisinden habersiz olması, insanoğlunun kendisini tanımaması, acı fakat gerçek, ilginç fakat gerçek, enteresan fakat gerçek.

İnsanın kendisini tanımaması ve tanımaya çalışmamasını iyi mi açıklarız? Sebeplerini iyi mi izah ederiz? Bu vaziyet bir ilahiyatçının ya da bir psikoloğun alaka alanı mıdır, bilinmez. Benim gibi gariban şairin alaka alanı olmaya devam ediyor, bu durum.

Evet, ben insanoğlunun kendisini tanımamasını ve tanımaya çalışmamasını oldukça ilginç ve oldukça enteresan bulmuşumdur her daim.

“Var olmanın dayanılmaz hafifliği” bu vaziyet için söylenmiş bir laf müdür bilinmez, ancak, “ol mahiler ki, derya içerü deryadadır da kendileri, deryadan habersizdirler” lafı dahi bu durumu anlatmakta kafi olabilir mi? Sanırım bu laf de bu durumu anlatacak bir laf değildir.

“Cihân-ârâ cihân içindedir ârâyı bilmezler.
Ol mâhîler ki deryâ içredir deryâyı bilmezler.”

Hayalî

Hayalî mahlaslı ozan bu şekilde söylemiş. Bu beyti, bu iki mısraı günümüz Türkçesiyle açıklamaya çalışırsak, Hayalî kısacası şunları söylüyor: “Dünya’yı yaratan Allah’ın varlığı her yerdedir, fakat bir oldukça kulları bu tarz şeyleri bilmezler. Deryadaki balık da deryadan habersiz olarak yüzüp gitmektedir.”

Evet, İnsanoğlu gerçekte oldukça tuhaf bir varlıktır. Deryadaki balığın deryayı bilmemesi düzgüsel de, ey İnsan, sen şaşırtıcı bir varlıksın, sen eşref’ül mahlûkatsın, yaratılmışların en şereflisi ve en ekmelisin. Kainattaki varlıkların en akıllısı sensin ey İnsan. Sen kendini iyi mi bilmezsin? Sen kendini iyi mi tanımazsın? Çok ilginç ve oldukça tuhaf bir hal bu.

Şimdi soracaksınız, insanoğlunun kendisini tanıması niçin mühim?

Hemen yanıt vereyim, insan kendisini tanımazsa, Allah’ı da tanıyamaz.

Allah’ı tanımamak kadar, Allah’ı bilmemek kadar bir bedbahtlık olabilir mi bu Dünya’da?

Sevgili Peygamber Efendimiz (asm) “İnsanlardan Rabbini en iyi tanıyan kimdir?” diye sorulduğunda, “Nefsini (kendisini) en iyi tanıyan kimsedir.” diye yanıt vermiştir.

İnsan kendisini tanımıyor, nefsini bilmiyor ve Allah’ı tanımıyor, bilmiyor. Bu ne acı ve ne feci bir durum.

İnsanın kendisini, tanımaması ve tanımaya çalışmaması maalesef, bu şekilde bir acı netice meydana getiriyor.

İnsanın kendisini tanımaması, Allah’ı bilmemesi, öteki feci ve acı sonuçlara da niçin oluyor. İnsan, yanlışa düşüyor O yanlıştan çıkamıyor ve boğulup gidiyor. Halbuki insan, kendisini tanısa ve Allah’ı bilse, bir yanlışa düşse de, bir hata işlese de ve bir günaha bulaşsa da, oradan kurtulabilir.

Çünkü insan kendisini tanısa, aczini ve fakrını anlar.

Biz bir yandan aciz ve zayıf varlığız. Ancak öteki yandan da Kainattan daha büyük bir varlığız.

Hazreti Ali (ra) Efendimiz şu şekilde seslenmektedir: “Ey İnsan! Sen kendini ufak bir cisim sanırsın, fakat en büyük âlem sende gizlidir.”

Evet, herkese gerek ki, kendisinin aczini, fakrını ve zayıflığını bilsin, ancak, Dünya’da hususi ve mühim bir vazife için olduğunu da anlasın.

Kendini tanıyan ve nefsinin ne kadar büyük bir çekince olduğunu farkeden şahıs kurtuluşun ilk basamağındadır. Bu birinci basamağa ayağını atan şahıs kurtuluşun öteki basamaklarını da birer birer menfaat ve en sonunda kurtuluşa ulaşır.

İşte biz bir gariban Şair olarak, bu noktadan hareketle bir şiirimizde şu şekilde sesleniyoruz:

TANI KENDİNİ

Tövbeni bin kez bozsan da yine gel.
Nefsine, şeytana koy artık engel.
Hiç kimse değildir elbet mükemmel.
İnsan, beşer deyip de tanı kendini.

Senden istenen ya sabır, ya şükür.
Bu ikisi içinde yaşa, yaşam sür.
Şeytanın ve nefsinin defterini dür.
Tuzak döşer deyip de tanı kendini.

Dünya söylediğin bir sınav meydanı.
Fani bir yer olarak gör bu cihanı.
Hataya her daim hazır gör insanı.
Yanılıp düşer deyip de tanı kendini.

Sakın ha sakın, katiyen ümitsiz olma.
Pişman olup da saçını, başını yolma.
Mevlana gibi ümit taşı, hiç yılma.
Elbet pişer deyip de tanı kendini.
İnsan, beşer deyip de tanı kendini.

Bir yanıt yazın

antalya masaj salonu antalya escort alanya escort
antalya masaj salonu kayseri escort kayseri escort alanya escort