Kılıçdaroğlu’nun akıldâneleri… Yine görünür oldular

Önce tanıklığımı anlatayım sizlere:

1980’lerde başladı…

1990’larda doruğa çıktı…

Basının medyalaşma devri bu…

Gazeteciliğin tanımı kökten değiştirildi:

Bu zamanın gizli genel gösterim yönetmenleri vardı: Reklamcılar!

Neredeyse neyin haber olup olmayacağına, haberin gazetede hangi büyüklükte, hangi sayfadan verileceğine onlar karar verirdi.

Haber merkezleri, halkla ilişkiler departmanına dönüştürdü.

Yeni gelen neoliberal ideoloji medyayı kökten değiştirdi. Her şeyin fiyatı var ise elbette haberlerin de vardı!

Yeni Yüzyıl, Radikal gibi yeni “prestijli” gazeteler yayınlandı. Bu atmosfer Cumhuriyet’i bile sarstı, bölünme meydana geldi. Vs.

Gazeteci derslik atlamaya hazır yuppiye dönüştürüldü. Şık giyinmek, lüks lokantalara, heybetli barlara gitmek mesleki ilerlemenin öncelikli koşullarıydı. Ki işadamlarıyla dostluk bunun başlangıcında geliyordu. Bu ithal düzene uyan gazeteciler lüks hayatlara kavuşturuldu.

Bu arada… Reklamcılar salt şirketlerinin haberlerini yaptırmadı; patronlarının kamuoyundaki algısını değiştirdi:

1970’lerde kamuoyu önüne çıkmayan, servetlerini, hususi hayatlarını sergilemeyen zenginler medyada görünür oldu. Öyle ki ilk kez 1985’de Nokta dergisi Türkiye’nin en varlıklı yüz ailesi sıralamasını yayınladı.

Herkes için piyasada görünmek tek amaçtı artık…

Keza:

***

Medyanın gösterim politikasını belirleyen reklamcılar, patronlarını “entelektüel fikir insanı” olarak tanıttı. Sadece iktisat değil, siyasetten kültüre toplumu ilgilendiren her hususta işadamı kanaati önemsenir oldu. (Zonguldak madenlerini kapatıp, somon yetiştirme gibi tavsiyeleri vardı.)

Panellerin vazgeçilmezi oldu elit patronlar. Köşe yazarı bile yapıldı.

Ne rastlantı ki, medyada gözüken bu iş adamlarının bir oldukça toplumsal demokrattı ve hep sola “yol” gösterdi: Halkçılık, kamuculuk, planlama eski düşüncelerdi.

İshak Alaton, bürosunda fotoğrafı olan K. Marks’ı özgür piyasacı yaptı, TKP’ye akıl verdi!

Sakıp Sabancı bile “asıl toplumcu benim” diyordu.

İşadamları Can Paker öncülüğünde “Sosyal Demokrat Kalkınma Konseyi” ve Bülent Eczacıbaşı liderliğinde “Türkiye Ekonomik ve Sosyal Etüdler Vakfı/TESEV” kurdu. Geleceği inşa edecek kanaat merkezleri buralardı!

ABD’den “prensler” ve akademisyenler çağrıldı.

Medya plaza haberleri-yazılarıyla kendilerini kandıran benmerkezci “romantik isyankârlar” havaya girip “Yeni Demokrasi Hareketi” diye parti kurdu!

Hepsinin ortak görüşü, “neoliberalizm Türkiye’nin kurtuluşunu sağlayacak” idi.

Evet, bu görüşün kabul edilmesini medya sağladı. Medya vasıtasıyla insanların kimliklerini belirleyen en mühim neden tüketim oldu. İnsanlar toplumsal-ahlaki değerlerden uzaklaştırıldı. Çürümenin sembol lafı her insanın dilindeydi: “Altta kalanın canı çıksın!”

Bu girişe nokta koyup geleyim bugüne:

***

Yıl, 2023.

O medyanın kuvveti artık yok. Habercilik toplumsal medyanın da etkisiyle çeşitlendi.

Reklamcıların gücü oldukça azaldı, artık reklam veren kalmadı.

İşadamları yeniden görünmez hale geldi. Solu etkilemelerine de gerek kalmadı, solun kitleselliği yoktu artık!

Gazetecilik zenginleşme aracı olmaktan çıktı.

Yani: Popüler düzmece yalan dünya bitti!

Ve lakin:

Yukarıdaki acılı süreçten ders çıkarmayanlar bu seçim sürecinde “kafasını” yeniden göstermeye başladı.

Dün iş dünyası merkezli life style/yaşam tarzını dayatanlar, bugün iktidara gelmesine net gözüyle baktıkları Kılıçdaroğlu’na akıl vermeye başladı! “Çıkış Yolu” dedikleri “kurtuluş projesi” son kırk yıldır yaşananların tıpatıp benzeri! TÜSİAD da esasen bu çalıştırdığı iktisatçılara yardımcı veriyor. Özal, Çiller, Kemal Derviş, Ali Babacan/ Mehmet Şimşek/Erdoğan ile yaşattıklarını bu kez Kılıçdaroğlu eliyle hayata geçirmek istiyorlar…

Demem o ki:

Hangi partiyi desteklerseniz destekleyin, o parti üstünde baskı kurun.

Seyirci kalmayın, yükü yine sizin omzunuza yüklerler…

Soner Yalçın

Bir yanıt yazın

antalya masaj salonu antalya escort alanya escort
antalya masaj salonu kayseri escort kayseri escort alanya escort